Gökçe Aras: Tasarıma bakış açınızdan kısaca bahsedebilir misiniz?
Refik Tiniş: İnsanın en önemli özelliği yaratıcılığı. Bundan yaklaşık bir milyon ikiyüzelli bin yıl önce Homoeraktus adı verilen insanın ilk atası, sadece beslenmek ve hayatta kalmak amacıyla bazalt, kuvars ve çakmak taşından kesici, delici alet yapmakla belki de tasarım sürecinin başlamasına sebep olmuşyut. Yaklaşık ikiyüz bin yıl önce ise Avrupa’da yaşamış olan Neandertal insanı ağaç bir sopanın ucuna sivri bir taş bağlayarak ilk fırlatma silahı olan mızrağı tasarlayıp kullanmıştır. Bu gibi örnekleri günümüze kadar çoğaltabiliriz. Sonuçta tasarım, insanların ihtiyaçlarına cevap vermek için yapılan eylem sonucu ortaya çıkartılan üründür. Tasarım, insanoğlunun yaşamaya başladığından beri vardır. Sadece günün şartlarına göre şekli ve üretim yöntemi değişmekte. Günümüzde tasarımın ürüne dönüşmesi için bilgi ve teknolojiye ihtiyaç var. Bir ürünün hangi süreçten geçtiği, nasıl üretildiği tüketiciyi pek ilgilendirmez. Eğer ki ürüne dönüşmüş olan tasarım,tüketicinin ilgisini çekerek, satın alınıp kullanılmasını sağlıyorsa, bu beklenen sonuçtur. Önemli olan da budur. Çünkü o ürün için tasarıma ve tasarımcıya ihtiyaç vardır.
GA: Tasarım üzerine ilk ne zaman düşünmeye başladınız?
RT: Aslında Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdiğinizde tasarım süreci başlıyor. Ödevler veriliyor, seramikten bir şeyler yapmamız isteniyor. Araştırıyorsunuz,çiziyorsunuz ve bir ürün ortaya çıkartmaya çalışıyorsunuz. Profesyonel olarak ise Eczacıbaşı VitrA’da modelci olarak işe girdikten sonra başladım. Burada piyasanın tasarım kriterlerini, kalıplamayı, üretimi ve pazarlamayı öğreniyorsunuz. Daha sonra sizden bir tasarım istediklerinde bu verileri göz önüne alarak tasarım yapmaya başlıyorsunuz. VitrA, tasarımı meslek olarak seçmemde başlangıç oldu. İlk yaptığım tasarımlar,vitrifiye bir takım için sabunluk, kağıtlık, fırçalık vs. gibi aksesuarlardı. Seramik sektöründe sekiz yıl çalıştıktan sonra, Eczacıbaşı VitrA Küvet firması, benimle çalışmayı teklif etti. O zaman yabancı bir firma ile ortak olduklarından, o firmanın tasarımlarını üretiyorlardı. Ancak kendilerine özgü bir tasarımları olmadığından,bunu benim üstlenmemi istediler. Yaptığım tasarımlar dikkat çekip satışı da etkilediği için, diğer tasarımlarımın da devamı geldi.
GA: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Seramik Bölümü mezunusunuz ve Toprak Seramik’te çalışmışsınız.
RT: Mezun olduktan sonra birkaç yerde çalıştım ancak bu beni fazla tatmin etmedi, üretecek bir şeyler yapmak istiyordum. Çünkü, Akademi’de devamlı bir şeyler üretmeye alışmıştık. Bölüm Başkanımız Prof. Sadi Diren’in de ısrarı ile Bozüyük’e gidip Toprak Seramik’te çalışmaya başladım. Çok kısa bir süre sonra da yine Bozöyük’teki Eczacıbaşı VitrA Seramik Fabrikası’na geçtim. O sırada yeni bir tasarım kadrosu oluşturuyorlardı. Bir buçuk sene sonra tasarım bölümünü İstanbul’daki kadrosuyla birleştirdiler ve benim İstanbul serüvenim başlamış oldu.
GA: Seramik üzerine eğitim almış olmak ve seramik üretim sektöründeki çalışma deneyiminiz tasarım yaparken sonraki aşamaları öngörmenizi kolaylaştırıyor mu?
RT: Tasarımın sadece kağıt üzerinde kalması, bence doğru değil. Yaptığınız tasarımlar üretilmeli ve tüketici tarafından da kullanılmalı. Sizin tasarımınız üretilip kullanılmazsa yaptığınız işin hiçbir anlamı kalmaz. Dolayısıyla yaptığınız tasarımın her şekilde üretime uygun olması gerekir. Örneğin bir seramik ürün kalıbı en fazla iki parçadan meydana gelir. Siz üç - dört parça kalıp ile de yapabilirsiniz ama bu üretici firma için rantabl olmadığı gibi bu durum maliyeti arttırır ve üretim aşamasını da zorlar. Ben üretimden geldiğim için bir tasarımı düşünürken, formun dışında, nasıl üretileceğini, kalıplama sistemini de düşünerek tasarlayabiliyorum, bu da zaten işin yarısının bitmesi demek.

Refik Tiniş'in Tasarımlarından Örnekler
GA: İtalyanların sizin tasarımlarınız hakkında övgü dolu sözleri var. Çalışmalarınızın bu denli övgü almasının sebebi sizce nedir?
RT: Yaptığım tasarımlar İtalya’da da pazarlanıyor,ancak şu ana kadar hiçbir İtalyan gelip bunu bana söylemedi (Gülüyor). On – on beş sene öncesine kadar Türkiye’de tasarımlar yurt dışındaki kataloglardan kopya edilirken ben özgün çizgileri kullanmaya başladım. Üstelik daha kullanılmayan çizgi özelliklerini tasarımlarımda kullanmaya başladığımda yurt dışındaki fuarlarda yapılan tasarımlar (bunu küvet tasarımları için söylüyorum) daha klasik ve durağan formlar idi. Kısaca tasarımlarımda bir hareket sağladığımı sanıyorum.Tasarımcı Luigi Colani ile 1993’de Frankfurt’taki ISH fuarında tanışıp sohbet etme fırsatım oldu. Üretilen bazı tasarımlarımı gösterdiğim zaman çok beğendi, hatta kendi tasarımının bulunduğu bir kataloğu imzalayıp hediye etti. Bu benim için çok büyük bir onur ve motivasyon sağladı
GA: Tasarımlarınızın özgünlüğünün kaynağı çizgiler midir?
RT: Ana hatlarıyla, çizgiler gibi gözükse de bu sadece alt yapıyı oluşturuyor. Asıl olarak seramik sanatçısı olmam beni heykel ve form arayışlarına doğru itiyor.Üç boyutlu formun çizgilerle bütünleşmesi tasarımlarımın özgün bir hale gelmesini sağlıyor.
GA: Aslında Türkler de küvet çok kullanılan bir şey değildir. Yurt dışındaki gibi içi su doldurularak kullanılmaz.
RT: Hamam kültürü Romalılar’da ortaya çıkmıştır, ancak onlar durağan suda yıkanırlardı. Müslümanlar’da akan su ile yıkanmak caiz olduğundan Türkler de bunu tercih ediyorlar. Aslında Türkler daha öncesinde de Avrupa’daki gibi yerleşik değil de göçebe olduklarından dere gibi akan suda yıkanıyorlardı. Türkler Müslümanlığı kabul ettikten sonra akan suda yıkanıyorlardı denilse bile daha öncesinde de akan suda yıkanılıyordu. Küvet, Türkler’in hayatına girdikten sonra da hiçbir zaman içine girip yıkanmak bir alışkanlık haline gelemedi. Küvetin içine tabure koyup dökünülen su ile yıkanıldı. Osmanlılar’da bile küvet olmadığı halde Romalılardan aldığı hamam kültürünü su dökünerek yıkanma haline getirdiler. Bu gün bile durağan suda yıkanmak alışkanlık haline gelememiştir.
GA: VitrA’da çalışmalarınız nasıl başladı, neden VitrA’yı tercih ettiniz?
RT: 1984’de VitrA Seramik ile çalışmaya başladım. O zamanlar kadrolu çalışırken 1992’de yine aynı firmaya dışardan iş yapmaya başladım. 1993 yılından bu güne kadar da VitrA Küvet firması ile çalışmalarımı sürdürüyorum. Şirketin tasarıma bakış açısı ve vizyonu benim beraber çalışma düşüncemi olumlu olarak etkiledi. Tasarım sürecine gelince, ya şirketin trendlerle ilgili talebi karşısında verilen brifingler sonucu tasarımlarımı sunuyorum, ya da ağırlıklı olarak şimdiye kadar uygulanmamış veya üretilmemiş tasarımlarımı sunuyorum. Yapılmamış bir tasarımı uygulamak benim her zaman ilk tercihim oluyor.
GA: Tasarım ve ürün geliştirme estetik anlamda olduğu kadar teknik anlamda da bilgi birikimini gerektiriyor. Bu anlamda kendinizi nasıl geliştiriyorsunuz? Ya da bunun için ayrı bir ekip mi sizinle beraber çalışıyor?
RT: Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitim almak ve VitrA gibi bir firmada çalışıp model, kalıp, üretim ve pazarlama gibi tecrübeleri edinmek bana çok büyük katkılar sağladı. Bu, her şeyi öğrendim anlamına gelmiyor, hala bir şeyler öğreniyorum. Firmanın içinde bulunmam benim için büyük bir avantaj. Ekibim yok, tek başıma çalışıyorum. Uygulama sırasında firma içinde yetiştirdiğim elemanlarla çalışıyorum. Araştırma ve tasarım aşamasında tek başımayım. Her şeyin kontrolümde olmasını tercih ederim.

Refik Tiniş'in Tasarımlarından Örnekler
GA: Banyoda ve küvette son zamanlarda öne çıkan trendler nelerdir?
RT: Şimdiye kadar trend olarak karşımıza hep klasik, modern veya minimalist diye kavramlar çıktı. Bunları pazarlayan ise hikaye ağırlıklı göz alıcı reklamlar oldu. Bir tasarım var kibrit kutusu gibi, adam buna bir hikaye yazıyor, dikkat çeken bir fotoğraf ve reklam ile dünyanın bir numaralı tasarımı diye lanse ediyor. Gerçekten düşünmek lazım bu iyi bir tasarım mı yoksa iyi bir reklam mı? Bence tasarımı yapılan ürün hiçbir etki altında kalmadan tek başına, tüketicinin beğenisini kazandığı, hayranlık duyduğu bir tasarım olmalıdır. Aksi olduğu zaman siz sokaktaki herhangi bir adama bir çay tabağı çiz dersiniz, iyi bir fotoğraf ve reklam ile ürünü tanıtırsınız, tüketici de buna ‘’oo ne harika bir tabak’’ der ve alır. Aslında üründe ne ergonomi, ne estetik vardır. Gerçekten bu iyi bir tasarım mıdır? Artık bazı şeyleri düşünmek ve sorgulamak gerekir. Aşırı tüketim bazı değerlerin erozyonuna sebep oluyor.
GA: Sizce tasarımlarınızın öne çıkan özelliği nedir?
RT: Ben tasarımın öncelikle estetik olması gerektiğine inanıyorum. Fonksiyonellik ve ergonomi zaten tasarımın olmazsa olmazı. Estetik olmayan ergonomik ve fonksiyonel bir tasarım yapabilirsiniz, ancak bu ne kadar dikkat çekebilir. Ürün kendini fark ettirebilmeli, hiçbir söze, ifadeye, anlatıma gerek kalmadan kendini gösterebilmeli. Bence tasarım ilk bakışta ilgi çekmeli, etkilemeli, arkasından ilgilendirmeli. İlgilenilen tasarımın satışı kolaylaşır.
GA: Sizden başka Türkiye’de sadece küvet üzerine tasarım yapan bir tasarımcı yok sanırım.
RT: Bu konuda uzmanlaşma bildiğim kadarıyla yok. Birçok firma var ve tasarım konusunu kendi içlerinde hallediyorlar. Kalıp ustalarının yardımı ile, rakip firmaların ürünlerinin sağını solunu değiştirerek yeni ürün çıkartmaya çalışıyorlar. Özel tasarımcıları olduğunu hiç duymadım. Sadece son zamanlarda bazı isim yapmış ciddi firmalar profesyonel tasarımcılarla çalışmaya başladılar. Firmalarla çalışan tasarımcılar genelde her şeyi tasarlıyorlar ve bu konu hakkında özellikle bir birikimleri yok. Banyo ve küvet tasarımı, kalıplaması ve üretimi üzerine yaklaşık 15 senedir çalışıyorum, bu sürede benden başka kimseyi duymadım.
GA: Sizin yetiştirdiğiniz kişiler var mı?
RT: VitrA Küvet ile çalışmaya başladıktan sonra modelleme ve kalıplama aşamalarını uygulatabilmem için fabrika bünyesinde bir model atölyesi kurdum. Dolayısıyla, model ve kalıp yapabilecek elemana ihtiyaç duyulduğundan işe alınan elemanı ben yetiştirmek zorunda kaldım. Zira bu branşta model ve kalıp yapabilecek kimseyi bulamazsınız, ben yapabilirim diye çıkan biri olsa bile çok çok kısa bir sürede bu işin teslimini yapamaz. Çünkü üretimde zamana karşı yarışıyorsunuz. Bu tamamen ayrı bir uzmanlık işi. Şu anda yetiştirdiğim elemanlarım bu işin altından rahat rahat kalkabilecek durumdalar, ayrıca hiçbir tasarım eğitimi almamalarına rağmen üretime uygun doğru bir küvet tasarımı yapabilecek konumdalar.
GA: Dünya’da ya da Türkiye’de beğendiğiniz tasarımcılar kimler?
RT: Luigi Colani, Karim Rashid ve Philippe Starck.
GA: Yurt dışında hangi firmalar ile çalışmak istersiniz?
RT: Küvet firması olarak Jakuzzi ve Teuco.
GA: Bir söyleşinizde “tasarımcılar firmalarla uğraşmamalı menajerleri olmalı” demişssiniz. Firmaların tasarımcılarla çalışmak konusunda eksikleri midir size bunu söyleten?
RT: Bu firmaların değil, tasarımcıların eksikliği. Tasarımcıların yükü çok ağır. Firmalarla görüşecek, tasarımını yapacak, sonra bunu sunacak, anlaşmasını yapacak, sonra da ücretini almak için uğraşacak. Tasarımcı hangi biriyle uğraşıp, tasarımına ne kadar vakit ayırabilecek. Zaten günde 24 saat var, bunun 6-7 saati uyku olsa, kalanını da bu işlere bölün. Matematiksel hesap ortada. Birileri başka işlerle uğraşmalı. Üniversiteler senede kaç mezun veriyor, kaçı iş bulup, kaçı kendi işini kuruyor. Kalanı ne yapıyor?… işsiz veya başka iş yapıyor. Bunların arasında işten anlayıp, pazarlama kabiliyeti olan kaç kişi çıkar. Alın size yeni bir iş kolu, %5’i bile bu sektörü canlandırır ve işsizliğe de katkısı olur.
GA: Karikatür çalışmalarınızdan kısaca bahsedebilir misiniz? Yeni nesil çizerlerden ve dergilerden takip ettiğiniz ve beğendiğiniz isimler var mı?
RT: 1975’ten beri karikatür çiziyorum. Birçok mizah dergisi ve gazetelerde karikatürlerim yayınlandı. Yurt içinde ve yurt dışındaki yarışmalarda ödüllerim var. Halen karikatür çizip, Karikatürcüler Derneği’nde de yönetim kurulunda görev yapıyorum. Yeni nesil dergileri ve çizerleri mümkün olduğunca takip etmeye çalışıyorum. Ancak Gırgır, Fırt, Çarşaf gibi dergilerden sonra yeni dergilerde aynı tadı alamıyorum. Çok yetenekli arkadaşlar var ama dergilerin içeriği ve formatı bakımından bizim nesil hala eski tadı arıyor. Belki de bizler biraz eskidik. Yeni nesil çizerlerden sayılmasa bile, Bahadır Baruter ve Selçuk Erdem beğendiğim ve çizgisini kuvvetli bulduğum çizerler.
GA: Bu keyifli söyleşi için teşekkür ediyoruz.