Söyleşi
Ana Sayfa > Söyleşi > 2008 > Arzu Uludağ Elazığ




"Biz Müşterinin Tarzının Önünde Duran Bir Marka Değiliz..."

Gökçe Aras: İntema’nın müşteri odaklı sektördeki başarılı projelerden biri olan “PartnersClub” projesi nasıl ortaya çıktı? Şu anda en azından “internet sitesinde” PartnersClub’ın durmuş olduğunu görüyoruz? PartnersClub kendini mi yeniliyor? PartnersClub’ın şu anki durumundan kısaca bahsedebilir misiniz?
Arzu Uludağ Elazığ: Aslında PartnersClub ve bağlantılardaki ünitelerden bahsedebilmek için, “İntema ne yapıyor?”u anlatmak lazım. Biz Eczacıbaşı Yapı Kurumu’nun satış şirketiyiz. Bizim üç tane temel markamız var: VitrA, Artema ve İntema Mutfak. Son olarak Engers Brandeuf markalarını da firmamıza dahil ettik. Böyle bakıldığında 1970’lerden gelen bir geçmişimiz var ve her bir markanın kendi sektöründe bir liderlik özelliği de var.
1997’lerde 600’lerde olan satış noktası sayımızı, stratejik bir kararla 100’lere düşürdük. Bu kendi sektörümüz için yenilikçi bir yaklaşımdı. Çünkü “her yerde herkese satarım” anlayışı yerine gerçek anlamda profesyonel bir satış anlayışı benimsendi. Bu yaklaşım; “Benim müşterim daha iyi hizmet almaya, kurumla da markayla da özdeşleşmiş kişilerle muhattap olmaya layıktır” anlayışıyla da bağdaştı.
Bizim ürün yelpazemiz çok geniş, 9 tane ürün alt grubumuz var. Yetkili satıcı tanımımızı her ne kadar besliyor olsak da bütün ürün gruplarına bizim kendi kadrolarımız kadar güncel ve detaylı hakim olmaları mümkün değil.
Bizim, hedef kitlemize mesajımızı daha direkt ve öncelikli vermek gibi bir kaygımız var. Bu sebeple, 1996 - 1997’deki bu ayrıştımadan hemen sonra, 1998’de “müşterimiz kimdir?” diye tarif ettik ve “madem ben 600 tane satıcıyı 100’e indirdim, artık onlar benim müşterim değil iş ortağımdır” dedik.
“Bizim müşterimiz benim malıma talep yaratan kişidir” dedik. Benim yetkili satıcım, benim malıma talep yaratmıyor, benim iş ortağım olarak pazarladığım ürünün dağıtımını üstleniyor. Benim malıma talep yaratan ya nihai müşteridir, ya da profesyonel müşteridir. Nihai müşteri, banyo ürünü denildiğinde , %97 oranında “VitrA” diyor.
%25 Türkiye’de çok ciddi bir pazar liderliği. Çünkü bizden bir sonraki gelen kişinin pazar payı yarımızdan az. Nihai müşteriye showroomlarımızla, fuar katılımlarımızla, reklamlarımızla bilgilendirebiliyoruz. Zaten, nihai müşteri yaklaşık 10 yılda bir bu tür ürünlere ihtiyaç duyuyor.
Profesyonel kullanıcı ise, sizin ürününüzle hergün muhattap. İşini iyi yapmak için sizin ürününüzü kullanıyor. Yani siz ona bir değer katarsanız, o da işinde iyi olabiliyor. Sadece müşterisini değil, kendini de ayrıştırabiliyor. Teknik bilgisi ne kadar artarsa, müşterisi karşısında o kadar donanımlı oluyor. Doğru bir ürün öneriyor olmak onun için bir artı haline gelebiliyor. O noktada dedik ki, bizim müşterimiz artık profesyonel müşteridir. Bu profesyonel müşteri de, bizim ürünümüzün tekniğini, marka değerini ve tasarım değerini anlayabilecek kişidir. Müşterilerimiz; mimarlık ofisleri, kurumsal müşteriler, inşaat firmaları, buralarda çalışan inşaat mühendisleri, mimarlar ve teknik uzmanlardır diyerek bir müşteri tanımı oluşturduk. Bu tanımın üzerinden, PartnersClub’ı geliştirdik. Müşterilerimizi herhangi bir satış noktasında, herhangi bir satış temsilcisiyle muhattap olmaktan kurtarıp, gerektiğinde doğrudan firma ile ilişki kurabilecek seviyeye getirmeliyiz deyip, 1998 yılında PartnersClub’ı kurduk.
O günlerde, CRM’ın da bankalarda ilk başladığı dönemdi. Bu sektörde ise ilk biz uyguladık. Müşteri verileri oluşturduk, kendi satış noktamızlarda ve fuarlarda bankolar açtık, “gelin bize üye olun” dedik. O bilgi toplama dönemi, 2002’ye kadar, yani 5 yıl sürdü. Sürekli data topladık ve o data içerisinde araştırma yapmaya çalıştık. Datayı da toplamak ve o ayrıştırmaları yapmak için, o günün de moda argümanları olan puan kampanyaları düzenlemek ve satışları takip etmek gibi çalışmalar yaptık. Böylece sektörde her zaman olduğu gibi bir yeniliğe daha imza atarak öncü olduk. Arkamızdan sektördeki rakiplerimiz de, birer birer benzerlerini yapmaya başladılar.
Bizim için 2002’de bu aşamanın geçilmesi gerektiğini düşündük. Yani PartnersClub, 2002’den sonra bizim için artık bir kod isimdir, bir kulüp uygulaması değildir. Ama 2002’den sonra kendi içimizde kullandığımız bir kod ismimizdir. Bu çalışma sistematiğinin genel ismine biz PartnersClub diyoruz. Fakat o günden sonra biz de çok fazla müşterilerimizle bu ismi muhattap etmedik. Puan kampanyalarını ve puan kitapçıklarını kapattık ve yaptığımız işi ikiye ayırdık.
Artık ilk dönemlerdeki gibi hummalı bir çalışmayla müşterilerimizi toplamaya çalışmıyoruz. Çünkü biz Türkiye’de ulaşmak istediğimiz tüm müşteri bilgisine ulaştığımızı düşünüyoruz. Partnersclub için ayrı bir internet sitesi de artık o yüzden aktif değil. 2002’den bu yana yaptığımız şey, elde ettiğimiz o onbinlerce veriyi kendi anlamımızda sınıflandırmak, temizlemek ve değerlendirmek. Hangi işlerimizde kimlerle muhattap olduğumuzu ayrıştırdık, önceliklendirdik ve önemlilik derecelerine koyduk. Ve o günden bugüne çalışmalarımız daha da yoğun bir şekilde devam ediyor; ama standart bir kulüp uygulamasından çıktı. Şu anda 5 farklı sınıfımız var. O 5 farklı sınıfta, farklı değerlilikte ve önemlilikte insanlar var bizim için. Buna göre kimi ile bin kişilik toplantılarda biraraya geliyoruz, kimi ile yılda her ay genel müdürümüzün de olduğu birebir yemekler yiyoruz. Gruplara ve kişilere özel aktiviteleri artık kodlandırılmış kulüp anlayışında değil, daha kişilere özel şekilde yapıyoruz. Daha yoğun yürüyor; ama PartnersClub adıyla yürümüyor.
GA: Bahsettiğiniz bu 5 farklı sınıfı tanımlayabilir misiniz?
AUE: Bu sınıflandırmayı açıklamak istemiyoruz. Fakat profesyonel müşterilerimizi; kurumsal inşaat firmaları, mimarlık firmaları; kurum içi kullanıcıları (bankalar, turizm tesisleri ya da sanayi kuruluşlarının kendi içlerinde kurdukları gruplarına ait inşaat firmalarına kurum içi alıcılar diyoruz) ve mekanik taşeronlar olarak dört ana grupta takip ediyoruz. Bu takip firmaları kendi içlerinde, iş kapsamlarına göre ayrılabiliyorlar. Örneğin bir kişi çalışan mimarlık ofisleri de var, yanında yedi kişi çalıştıran, kurumsal inşaat firmalarına çok büyük projeler, binlerce metrekarelik alışveriş merkezleri çizen mimarlık ofisleri de var. Bunları her birinin yaptıkları işlerin tanımı ve ölçeği gibi detayları ile takip edip, o anlamda da bizden neleri istediklerine ve nasıl bir iletişimle onlara hizmet edebileceğimize bakıyoruz.
Önem derecesinde bizim için en öncelikli olanlara, “Ürünlerimiz ile ilgili bilgiyi ancak ben sunduğum zaman değil; senin istediğin zaman, istediğin şekilde ve istediğin yerde verelim. İstersen sana özel satış temsilcisi atayalım senin için proje çizsin” diyebiliyoruz. Bütün profesyoneller bizim için değerlidir, ürünümüzün tasarım ve marka değerini ancak onlar tercih edilecek bir seviyeye ulaştırabilirler. Nihai tüketici eğer bilgilendirilmezse rahatlıkla “bu da klozet, bu da klozet” diyebilir. Bu sebeple tüm profesyonellerin katılabileceği etkinlikler de yapmaya çok özen gösteriyoruz.
GA: İntema’nın, 2006 yılında mutfak ürünlerinin tüm süreçlerini kontrol etmeye başlamasıyla bir mutfak markası doğmuş oldu. Bunun yanında mutfakta kullanılan küçük aletlerin satışını da yaptığınızı görüyoruz. Bütün bu alanlardaki tasarım süreçlerinden bahsedebilir misiniz?
AUE: 2006 yılında ise mutfağın üretimi İntema’ya geçirildi. Önceden, Eczacıbaşı Yapı Kurumu’nun başka bir firması üretiyordu, biz sadece pazarlamsını ve satışını yapıyorduk. Ama mutfak işi çok özel bir iş, diğer ürün gruplarımız gibi değil. Bizim giderek iddiamızı arttırmak istediğimiz, kendimizi geliştirip ispat etmek istediğimiz bir iş. İntema Mutfak, murfağımızın marka ismi, yani şirketimizin ismini mutfağımıza marka ismi olarak vermiş olduk. Bu bizim için çok önemli; çünkü şirket ismimizi yani ticari itibarımızı risk ederek bu ismi koyduk. İnandığımız için bunu yaptık.
Mutfakta, tüketicinin yaşamına uygun çözümler sunan bir marka olarak kendimizi konumlandırıyoruz. Klasik İtalyan markasıyız, soğuk Alman markasıyız, çok yüksek tasarım markasıyız ya da tam tersine ekonomik markayız, gibi söylemlerimiz yok bizim. Biz diyoruz ki; “İntema Mutfak olarak bir sistem üretiyoruz ve müşterilerimizin yaşamını, mutfakta iyileştirecek çözümler sunan bir marka olmayı hedefliyoruz”. Bununla ilgili tabi markamızın bir kimliği ve duruşu var. Bu duruş diyor ki; “Ben kaliteli ürün üretirim ve benim ürünümde bir tasarım çizgisi vardır. Bu tasarım çizgisi güncel yaşam trendlerini takip eder”. Dekorasyon trendlerinden öte dünyada yaşam trendlerinin nereye gittiğini takip ediyoruz ve o trendleri mutfağımıza uygulamak istiyoruz.
Biz “hep klasik mutfaklar tasarlıyoruz” demiyoruz. Biz müşterinin tarzının önünde duran bir marka değiliz. Bizim bir kimliğimiz var ve o kimlik diyor ki; “En uygun tarzın yakalanmasına yardım edin”. Sizde klasik daha azdır, daha modern duruşunuz vardır o zaman onun aksesuarlarına uyan bir sistem kurarız. Bu sistem de o uygun çözümü oluşturabilmek için tüm modüler mutfaklarda olduğu gibi bir yaklaşımdır. Bunun yanında görsel bir tarafımız da var. Kapaklardaki kaplamalar, renkler, modüllerimizin ölçüleri, kulplar, camlar, çerçeve sistemleri; bunlar müşteriyi görsel açıdan tatmin eden unsurlar. Bu unsurların tasarımlarında trendleri takip ediyoruz. Bununla ilgili bir danışmanlık firmamız var. Onlar bize yaşam trendlerinin dünyada nereye gittiğini söylüyorlar. 2008 yazı ve 2009 için bize yaptıkları sunumda bir sadeleşmeye ve şehir yaşamından kaçışın devam ettiğini belirttiler. Bunu artık insanlar teknolojiden bağımsız yapmak istiyorlar. Bu bizim için çıkış noktası. Bu çıkış noktaları; hangi kaplama cinsini kullanacağımıza, modüllerimizi nasıl oluşturacağımıza dair karar vermemizde etkili oluyor.
Fonksiyonda ise iki şey yapıyoruz. Bunların birincisi mutfağı daha kullanılabilir kılmak için, bir dolu firmanın yaptığı gibi, uluslararası tedarikçileri devreye sokuyoruz. Türkiye’de maalesef bunlar çok etkin değil. Uluslararası fuarlarda yeni sistemler araştırıyoruz. Bir başka örnek verecek olursam iç aksamlarda mümkün olduğunca modern, mutfak hayatını kolaylaştıranları seçiyoruz. Örneğin, 45 farklı tipte yıkama yapabilen çamaşır makinesi var. Ben kendi evimde sadece iki fonksiyonu olanı kullanıyorum. Çünkü hayat zaten çok karmaşık. Beni daha da karmaşıklaştıran hiçbir şeyi kullanmak istemiyorum. Basit, ergonomik, işimize yarayan ve kolaylaştıran detayları alıyor ve sistemlerimize entegre ediyoruz.
Bunun dışında; eğer bizim halkımızın bir mutfak kültürü varsa ve o mutfak kültürü kocaman tepsileri mutfakta bulunmayı gerektiriyorsa, 60 cm genişliğinde çekmecelerle yetinmelerini beklemek gibi bir hakkımız yok. Buna çözüm olarak, İntema Mutfak ürün gamında tepsi dolabı var. Biz tamamiyle doğal gaza geçilmiş bir ülke değiliz. O yüzden, bizim tüp dolabı diye bir modülümüz var. Çünkü insanlara şık bir mutfak yapıp da, tüpleri de şöyle kenara koyun deme gibi bir hakkımız yok. Bunun gibi geliştirdiğimiz başka modüllerimiz de var. Bu modüllerle, müşterilerimizin hayatlarına uygun bir çözüm bulma yaklaşımımızı devam ettirdiğimizi düşünüyoruz. Bizim evlerimizde Amerikan filmlerinde görülen, kalorifer dairesi, çamaşır dairesi gibi lükslerimiz yok. Birçok ailemizin mutfak ve banyoları küçük. Özellikle, şehirlerde metrekare sınırlaması giderek artıyor. İnsanlara, kombinizi, çamaşır makinenizi ayrı bir yere koyun, bu mutfak böyle, burada böyle bir dolap yok deme gibi bir hakkımız yok. Tasarımla yaşamlarını kolaylaştırabilecek bir şeyi de, estetik nasıl çözülebilir diye düşünerek eklemek zorunda hissediyoruz kendimizi. Bu da fonksiyon adına, tasarıma nasıl yaklaştığımızı gösteriyor.
Bunun yanında biz yıllardır özellikle İntema’nın kendi mağazalarında, mutfağın yanında aksesuar da satıyoruz. Bu müşteri talebiyle başladı. Bizim mutfaklarımızda teşhir ürünü olarak koyduğumuz aksesuarlara ilgi gösteren müşteriler bunları satın almak istediler. Biz, “Bunlar satılmıyor, teşhir malzemesi” desek de, giderek, “Nereden aldınız? Biz de alalım, satılsın” dedikleri için biz de bu işe girdik. Özellikle, mutfak aksesuarları satıyoruz. Bu konuda da yine seçici davranıyoruz. Her yerden alınabilecek değil, içinde bir akıl olan, çözüm getiren, tasarımıyla da farklı olan ürünleri tercih ediyoruz. Örneğin Rösle’yi biz yıllardır mağazalarımızda satarız; çünkü Rösle hem bir tasarım markası hem de içinde akıl vardır. Rosse bir bıçak yapıyorsa, üzerinde 2 yıl düşünüyor. Örneğin, peynir kestiğimizde bıçağın üzerine yapışmıyor. Ancak bu yıldan itibaren, yeni bir anlayış var şirketimizde. V&B’ın tüm Türkiye için distribüsyonunu aldık. Bu anlamda artık sadece ufak tefek aletler dediğimiz mutfak tabak çanaklarının ve mutfak aletlerinin satıldığı, sadece buna özel mağazalarımız olacak. İlk olarak, İstanbul ve Ankara’da açıyoruz. Gelecek yılın sonuna kadar bu mağazaları 6 taneye çıkarmayı planlıyoruz. Bizim sadece bu ürünleri satan yetkili satıcılarımız var. Bu işi özel bir ekiple, kendi başına yönetilen bir sistem haline getirmeye çalışıyoruz.
GA: Bir mutfak tasarladığınızda, içerideki örneğin o mutfakta kullanılacak ankastre ürünlere de siz mi karar veriyorsunuz?
AUE: Bizim elektrikli ev aletleri üretimimiz yok. Birtakım markaların, kendi mutfaklarımız içerisinde daha uyumlu olduklarını düşünüyoruz. Bu markaları da, kendi satış kanalımızla öneriyoruz ve bu ürünleri satış mağazalarımızda sergiliyoruz. Modül sistemlerimizin ölçüleri de, bu ürünlerin ölçülerine uygun. Kendi mağazalarımızda, bu markaları satıyoruz. Ancak müşterimiz, bizden sadece mobilyayı alarak, kendi tercih ettiği başka bir markanın ürününü de satın alabilir. Biz o ürünlerin de ölçülerini alıyoruz. Bir boşluk doldurulacaksa, bir değişiklik yapılacaksa, bunları gerçekleştirdikten sonra mutfağı teslim ediyoruz.
GA: Bir tasarım çalışmasında ve tasarım sürecinde, müşteri ile ilişkileriniz nasıl oluyor? Müşteriler tasarımda yapılmak isteneni fark edebiliyorlar mı?
AUE: Müşteriye eğer bir katkısı yoksa, siz dünyanın en büyük tasarımcısına, en olağanüstü sistemi, objeyi, araç-gereci tasarlatsanız bile, müşteri bunu fark etmez ve değer vermez. Değer vermediği şeye de, siz bir değer koyduğunuzda onu ödemez. Her yaptığımız işin, müşteriye bir katkısı olması lazım. Bu katkıyı ikiye ayırabiliriz. Birincisi, hakikaten gözle görülebilir, elle tutulabilir bir fayda (biz ağırlıklı olarak bunu yapmaya çalışıyoruz). İkincisi ise duygusal olarak tatmin olmasını sağlayacak bir fayda.
Örneğin, öyle bir mutfak tasarımı yaparsınız ki, müşteri mutfağına her baktığında, kendini iyi hisseder ve almış olduğuna memnun olur. Ya da, mutfak evinin atmosferini öyle bir değiştirir ki, her sabah, sevdiği, mutlu olduğu bir mekana uyanır. Bununla ilgili, kapak tasarımlarımızda, aksesuarların kattığı farklılıkla birlikte, müşterilerimizi iyi hissettirmek istiyoruz. Aldığının güzel görünmesi, yaşamına değer katması, onu başkalarından farklılaştırması ve her baktığında yeniden hayran olmasını istiyoruz. Bu sadece bizim ürettiğimiz sistemle değil, o sistemin müşterinin tarif ettiği çözümle örtüşmesiyle ilgili. Bu da satış ofislerimizdeki mimarlarımızın müşteriye uygun tasarımlar yapmasıyla olur. Mutfakta, diğer ürün gruplarından farklı olarak iki çeşit tasarım var. Öncelikle sistem içerisinde elemanları tasarlarsanız. O sistemi, müşteriye en uygun hale getirmek ve kişiselleştirmek de mimarın görevi. Eğer, siz uzun, ince bir mutfakta; en uç köşeye bir ocak, diğer köşeye de bir eviye koyuyorsanız, ne kadar görsel bir tasarım yapmış olsanız da, kullanıcı eğer günde iki öğün yemek pişiren bir ev hanımı ise, hiçbir şekilde mutlu olamaz. O yüzden, tasarımı biz iki şekilde düşünüyoruz. Mimarlarımıza, bu konuda ciddi eğitimler veriyoruz. Doktorlar nasıl doğru sorularla doğru tedaviye ulaşırsa mimarın da soruları öyledir, doğru tasarıma ulaşmak için, iyi bir sorgulama yapması gerekli.
Bunların sonucunda kullanıcı da memnun kalıyor, güzelliği fark edebiliyor. Estetikten anlayabilmek için, sanatçı olmak gerekmiyor. Kullanıcı fonksiyon ve ergonomi ile ilgili olan her değişikliği çok çabuk fark ediyor. Örneğin, ölçüde bir farklılık yaparsanız müşteri onu çok rahat fark edebiliyor. Ya da depolama ürünlerinde herhangi bir farklılık yapıyorsanız, müşteri elinin altında hiçbir elektronik aletin kalmadığını; ama dilediğinde hepsine çok rahat ulaşabilmesinin sağlandığı da çok kolay fark edebiliyor.
GA: İntema’nın öncüsü olduğu “uzman satış noktaları”ndan kısaca bahsedebilir misiniz? Perakende satışlarda istediğiniz noktada mısınız?
AUE: İyi bir yerde olmamıza rağmen henüz hedeflediğimiz yerde değiliz. Bizim bu konuyla ilgili daha büyük amaçlarımız var. Bizim mutfak satış noktalarımız ikiye ayrılıyor. Biri, İntema’nın kendi mağazaları diğeri de yetkili satıcılarımız. İstanbul’da İntema Mutfak’ın yer aldığı üç tane mağazamız var. Bunun yanında beş tane de yetkili bayimiz var. Bize bir anlaşmayla bağlılar; ancak oralarda kendi yükümlümüz veya çalışanımız yok. Yetkili bayilerde bizle aynı anlayışla, aynı marka kimliğini sindirerek çalışan ve müşteriye duruşu benzer olan kişileri tercih etmeye çalışıyoruz. Sattığı ürünle yaşam kültürü birbirine uymayan kişilerle çalışmıyoruz, zaten genelde de onlar bizi tercih etmiyorlar. Biz bu konuda çok hassasız ve bu bazen yorucu olabiliyor.
Her satış noktamızda, bir uzman bulunmasına çok dikkat ediyoruz. Bu uzmanların, mutfak çizme yetkinliğine sahip, bizim çizim programımızı kullanabilecek, müşterinin evine gidip ölçülendirme, düzenleme yaparak tasarımını ortaya koyabilecek yetkinlikte eğitim almış kişiler olmasını tercih ediyoruz. Onun bu eğitimi ve yetkinliklerinin üzerine biz de yılda birkaç defa düzenlediğimiz eğitimlerle kendi ürünümüzü tanıtıyoruz. Bunun yanısıra tasarımın ve mutfakta malzemenin nereye gittiğini anlatıyoruz, yeni ürünlerimizi tanıtıyoruz ve çok açık bir şekilde iyi ve kötü örnekleri sunuyoruz. Müşterilerin çok memnun kaldığı, en iyi uygulamalarımızı sunuyoruz. Çünkü, mimarlar arasında tecrübe paylaşımı çok önemli. O yüzden her yaptığımız işi kaydediyoruz ve sınıflandırıyoruz. Bir de müşterinin mutsuz olduğu mutfak uygulamalarını paylaşıyor, nasıl uygulanması gerektiğini anlatıyoruz. Bu uzman satış noktalarının, portföyün bütününü gösterir, marka kimliğini ortaya koyacak şekilde düzenlenmiş, belli bir standartta mutfak teşhir etmesine dikkat ediyoruz.
Satış noktalarımızın, kendi beğenileri doğrultusunda bir teşhir yapısına sahip olmaları söz konusu olamaz. Örneğin, bu sene teşhirde kırmızı mutfak olması gerekiyorsa, herkes onu koyar. İntema Mutfak’ın tarzı neyse, müşteri onu görmek için gelir. Tüm modüllerimizi - özellikle mutfak içlerinde - teşhirlerde göstermeye özen gösteriyoruz. Böylece müşteri, mutfağın kendi evinde nasıl duracağını hayal edebiliyor. Bu çok önemli, işin sonunda istemediği bir murfakla karşılaşan bir müşteri, hem kendisi hem de bizim için büyük bir hayal kırıklığı olur. Bununla ilgili de, teşhir, satış ve pazarlama ekiplerimiz var. Sürekli irtibat halinde yürütüyoruz bu çalışmaları. Zaten yetkili satıcılarımızı, mimar ve iç mimar olan kişilerden tercih ediyoruz.
GA: İntema Mutfak markasının “Mutfak” mekanında bütünsel tasarımlara yer verdiğini söyleyebiliriz. Bunun yanında tekil tasarımlar ile ilgili çalışmalarınız ne boyutta?
AUE: İlk olarak, evlerini değiştirecek müşterilerimizin mutfakları demonte edilip, diğer evde monte edileceği zaman, birebir uymuyor. Böyle durumlarla karşılaştığımızda dolap ekleyerek, dolap çıkararak, modül ölçülerini değiştirerek, modifiye edebiliyoruz.
Ya da müşterinin yıllar içerisinde ihtiyaçları değişiyor. Önceleri daha az dolapla, daha minimal bir mutfağa ihtiyacı varken, gün geçtikçe daha kalabalıklaşan bir aileye dönüşünce ihtiyaçlar artmaya başlıyor. Bu tarz değişimleri de biz yapıyoruz çünkü yapmamız gerektiğini de düşünüyoruz. Biz mutfağın, hayat tarzıyla da çok alakalı olduğuna inanıyoruz. Mutfak alışkanlığı, yemek alışkanlığı, yaşama biçimiyle çok ilgili. Bir aileyle tek yaşayan bir kimsenin ihtiyaçları farklı. O sebeple, değişmelere ve gelişmelere açık bir sistemimiz var. Bizim ürünümüz olduğu sürece, değiştirme, modifiye etme, ekleme-çıkarma yapabiliyoruz. Farklı bir firmanın mutfağı varsa, ve müşteri bizim modüllerimizle değiştirmek istiyorsa, ölçüler uyduğu sürece onu da yapabiliyoruz. Müşteri bir vitrin modülü almak istiyorsa, onu bile yapabiliyoruz. Salona bile vitrin modülü satın alan olabiliyor.
GA: Günümüzde değişen çevresel faktörlerle ilgili neler söyleyebilirsiniz?
AUE: Mutfakta bununla ilgili iki şey söylenebilir. Biz daha doğaya saygılı tedarikçilerden mal almaya çalışıyoruz. Kullandığımız malzemeler genelde dönüşebilir bir malzeme olan ahşap ağırlıklı “Su tasarrufu sağlayan bir malzemeniz var mı?” diye sorarsanız, öyle bir malzememiz yok. Ama biz bütün mutfaklarımızla birlikte Artema marka armatürleri öneriyoruz. Örneğin, bizim bütün teşhirlerimizde, daha az elektrik tüketen ampuller kullanılıyor. Çevresel faktörleri olabildiğince gözetiyoruz; ama bir su tasarrufuna mutfağın doğrudan katkısını ancak, Vitra ve Artema ile ilgili bilinçlendirme çalışmalarını, her mutfak müşterimize de aktararak sağlıyor olabiliriz.